MALİYE POLİTİKASI NEDİR?

MALİYE POLİTİKASI NEDİR?
İktisat tarihi süresince Muhtelif ekollerin devlete bakışı ve Bilhassa her ekolün devletin ekonomiye müdahalesi noktasında felsefeleri farklıdır. Bu bağlamda Muhtelif ekollerin halk harcamalarının artırılması, para-maliye politikalarına verdiği ağırlık, bütçe ve borçlanma konularındaki görüşleri ve devletin ekonomiye müdahalesi noktasındaki fikirleri, birbirlerinden farklıdır. 

DEVLET NEDİR

Devlet, cemiyet halinde yaşamanın vazgeçilmez  bir sonucudur. Bu sebeple soyut olmayıp, belirli sosyal koşullar altında ve belirli bir tarihsel konumda ortaya çıkan somut olgudur. Kavram olarak meydana gelişi insanlık tarihi kadar,eskiden beri gelse de Çağdaş devletin ortaya çıkışı, 16. yüzyıla denk gelir.

M. Weber tanımlı Çağdaş devlet, devletin mekanizmalarını temsil eder. Ona göre devlet, Daimi işlemler yapan yaptırımcı bir siyasal örgüt, bu yaptırımları adına getirmeye vasıta olan yönetimsel personel ve fizik kuvvet ve şiddetin meşru kullanımının inhisar altına alındığı bir düzendir.

Çağdaş devletin, cemiyet ile olan ilişkisi içinde nasıl şekillendiğini tartışmak mümkündür. Devlet, belirli bir toplumun tarihsel gelişmesinin belirli bir mertebesinde, kendine ezilet seviye ve ilerleme anlayışını gerçekleştirmeye yönelik kurumsal bir siyasal iktidar örgütüdür.

Devletin ve başka halk adli kişilerinin ortaya çıkışlarının temeldeki sebebi, cemiyet halinde yaşamanın bir sonucu olan devletsel ihtiyaçların karşılanması gereğidir. Bu tür ihtiyaçlar, temel olarak devlet tarafından giderilir. malum bu gerçeğe Karşın devletle alakadar tartışmalar sürüp gider, devlet fonksiyonlarının nelerden ibaret olması gerektiği, hem de devlet faaliyetlerine bir Hudut çizilip-çizilemeyeceği Daimi olarak sorgulanır.

Merkantilizm

Devletin etkinlik seviyesi, yüzyıllar süresince Muhtelif faktörlerin etkisi ile değişikliğe uğramıştır. 16. yüzyılın ortalarından 18. yüzyıla dek hâkim Ekonomi anlayışı olan merkantilizm ile devletin ekonomiye müdahalesi Ehemmiyet kazanmıştır.


Yepyeni keşif ve icatların uzmanlaştığı bu dönemde feodalizm bitmiş ve ticari burjuvazi hem güçlenmiş hatta siyasi olarak Ehemmiyet kazanmıştır. Tarımsal ve feodal yapıda, ticaret ve Endüstri devletine geçiş, kuvvetli, korumacı ve faal bir devlet anlayışı ile olası olmuştur. Merkantilizmde devletin gücü, devletin elindeki kıymetli maden ve serveti ile ölçülür. Kıymetli madenlerin önemi ve ihracatının teşvik edilip ithalatın engel olunması gerektiği önemsenmiştir. Merkantilizme mantığında zengin olmanın yolu, dış ticaret fazlası vermek ile olur. dış ticaret fazlası verme ye yönelik müdahale eden bir anlayış olan merkantilist düşüncede, zenginliğin devam edebilmesi için para arzı artışı Lüzumlu görülmüş, aynı vakitte para arzı artması için de dış ticaret fazlası verilmesi gerekli olmuştur. söz konusu yükseliş, fiyatlar umumi düzeyini yükselterek tüccar sınıfının zenginleşmesine sebep olmuştur Gelir ve istihdamı arttıran ve tüccarların da yararlandıkları halk harcamaları, para arzı yükselişi ile finanse edilmiştir

Fizyokratlar

18. yüzyılda merkantilizme tepki olarak ortaya çıkan ve klasik iktisadın tohumlarını yerleştirerek kısa bir müddet etkili olan fizyokrasi, natürel seviye anlayışını benimsemiştir. Devlet faaliyetlerinin hürriyet üzerinde baskı yaptığını, o nedenle natürel düzenin devam etmesi için Hususi mülkiyete dayalı bir sistemin olması gerektiğini savunmuştur. Fizyokratlara göre devlet, yalnızca bireysel özgürlüğü ve mülkiyet haklarını garanti altına alacak hukuki altyapının oluşturulması görevini üstüne almalı, bunun haricinde bir makine düzeninde çalışan iktisat içinde, etkin bir şekilde rol almamalıdır.


Fizyokratlar, zenginliği tarıma dayandırmışlar ve tarımsal iş gücünün üretkenliğini kabul etmişlerdir. devlet harcamalarının artmaması, küçük harcamaların finansmanında da, natürel düzenin serbest işleyişini bozan kompleks ve çok sayıda vergi almak yerine, yalnızca bir randımanlı sektör olan ziraat üzerinden, tek bir verginin yeterli olacağını savunmuşlardır . Fizyokratlara için, toprak rantı üzerinden tahsil edilecek bu direkt verginin uygulaması, basit ve masrafsız olacaktır.

Klasik İktisadi Ekol (Klasik Yaklaşım)

20. yüzyılı, Bilhassa 1930’lardan bu yana sosyo-politik alanda karakterize eden en Mühim olay, şüphesiz devlet anlayışında ve faaliyetlerinde meydana gelen değişikliklerdir. Bir Diğer deyişle iktisadi fikir akımlarında meydana gelen değişimler  devlet anlayışının değişmesinde Mühim birer unsur olmuştur.

İktisadi ve mali literatürde belli görüşlerin ifadesinde klasik-modern iktisat (maliye) deyimlerinin kullanılarak bir ayrımın yapıldığı görülür. Klasik deyimi, 1936 tarihinden önceki, Çağdaş deyimi de bu tarihten hemen sonraki dönemin görüşlerini belirtmek sebebiyle kullanılır.

A. Smith l776’da, çağdaş iktisadın ilk Esas eseri olan Milletlerin Zenginliği (The Wealth of Nations)’nde rekabetin, adeta bir görünmez elin yönlendirmesi gibi, bireyleri bizzat Hususi kârlarını izlerken, halk çıkarını izlemeye de götüreceğini ileri sürmüştür.

1929 Buhranı’na kadar geçen müddette iktisadi ve mali politikalara Yargıç olan görüş çerçevesinde klasik iktisatçılar (A. Smith, D. Ricardo, J.S. Mill), devletin ekonomiye müdahalesi ile alakadar hoşgörülü Ham, “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” formülünün devlet anlayışındaki görüntüsü olarak, devletin tarafsız olmasını istemişlerdir.

erkinikçi devlet anlayışına dayanan minimal devlet, ekonomiye en az müdahale eden yalnızca tam kamusal malları sunan devlettir. Klasik iktisatçılar devletin yalnızca koruma, diplomasi, asayiş görevlerini adına getirmesi, bir jandarma devlet olması gerektiği görüşü çevresinde düşündeş, oydaş olmuşlardır. Onlara göre iktisat ücret mekanizması aracılığıyla, bütün istihsal faktörleri Amel bularak Spontane dengeye geleceğinden rekabet, ekonomiyi natürel düzende ve dengede tutan Esas şart olarak kabul edilmiştir. Klasik sistemde etkinlik alanı sınırlandırılan devletin bütçesinin yıllık olarak eşit ve rakamlarının da olası olduğunca Ufak olması gerekmiştir. Bütçe harcama rakamlarındaki bir artış, bütçe denkliğini bozacak, açığın kapatılması için İlave vergilere başvurulması da, vergilerin saptırıcı etkilerini açığa çıkararak yatırım, tasarruf ve emek arzı üzerinde Menfi etkiler yaratacaktır. Bu şekilde tarafsız olması şart olan devletin bu yönü zedelenerek ekonomiye müdahalesi artacaktır. Öte yandan vergi adına borçlanmaya başvurduğunda da, devletin ödünç verilebilir fonlar piyasa

Keynes ve Müdahaleci Devlet (Modern Yaklaşım)

Devletin ekonomiye müdahale etmesi bir tesadüf değildir. Tarihsel gelişimin ihtiyaç duyduğu siyasal, tutumsal, sosyal ve mali nedenlere dayanır.

Birinci Dünya Savaşı, bir hayli ülkenin ekonomisine büyük yükler getirmiş, hem savaştan  ötürü halk harcamaları yükselmiş hatta emisyonlar gerçekleştirilmiştir. daha savaşın yaraları sarılmadan, 1929 yılında yaşanan Büyük bunalım sonrasında klasik ekolün buhranın problemlerine çözüm bulamayacağı açığa çıkmıştır. O zamanlarda buhranın nedenlerini açıklayan ve çözüm tekliflerine olan talebi karşılayan iktisatçı, J. M. Keynes olmuştur.

Keynes, klasik ekonomistlerin para politikası ile ekonomiye müdahalesinin faydası olmayacağını, maliye politikası araçlarına da Ehemmiyet ve öncelik verilmesi gerektiğini savunur

Keynesyen inkilap, makro ekonomik bir değişken olarak bütçe açığı üzerine durulması gerektiğini düşünür. Yekün talebin unsurları ve maliye politikası üzerinde önemle durur. Keynesyenlere göre, resesyon döneminde bütçe eşit olmak zorunda değildir. Bunun adına konjonktürel bütçe görüşü, başka bir deyişle konjonktür süresince bütçenin vasat olarak eşit olması gereği, -resesyon dönemlerinde Aleni, boom dönemlerinde fazlalık- bir mali davranış normudur.Bu devlet artık 1930’lu zamanın tarafsız devleti değildir. Çağdaş devlet müdahalecidir, kuvvetli ulus-devlet olma özelliğine Enlem olarak devlet ekonomiye konjonktürün gerektirdiği müdahaleyi yapabilmek için mali araçlarına hakimdir. Çünkü piyasda söz sahibi olmak ve piyasanın sağlayamadıklarını sağlamak, ancak bu yolla mümkün olur.

Monetaristler

Açık bütçe politikasıyla Birinci Dünya Savaşı ertesi ülkeleri tutumsal istikrara kavuşturan Keynesyen teorinin başarısı, 1960’lı yıllara dek sürmüştür. 1973 yılındaki Petrol Krizi’nin yanı Dizi Avrupa ve ABD’de görülen stagflasyon, Keynesyen teoride öngörülen önlemlerin Yepyeni durumlarda pek etkili olamayacağı gerçeğini ortaya çıkarmıştır. O yıllarda, Öğrenci dayalı maliye politikası önlemlerinin enflasyonu önlemediği, hem de hızlandırdığı inancı yerleşmiştir. Keynesyen görüşe göre bir tepki niteliğindeki monetarizm ve öncüsü M. Friedman, halk kesiminin küçültülmesi, enflasyonla mücadele için halk harcamalarının sınırlandırılması ve sıkı Nakit politikası önlemleri ile gündeme gelmiştir. Monetaristlere göre tutumsal yaşamı belirleyen Esas unsur, maddi değişimlerdir ve Nakit arzındaki bu değişimler Yekün talebi, üretimi, istihdamı ve Son fiyatlar umumi düzeyini etkiler.

Friedman ve onun görüşündeki ekonomistler, halk harcamalarının artışına ve borçlanma mekanizmasına, devletin Hususi sektöre rakip olarak ödünç verilebilir fonlar piyasasına girmesine ve Neticede nema oranlarının artarak Hususi yatırımların dışlanmasına  sebep olması dolayısıyla karşıdır. diğer taraftan bütçe açığının maliye politikası kaynaklarından sağlanması taraftar değildir. Çünkü para arzının bu denli artışı enflasyonun hızlanmasının sebebidir. Onlara göre enflasyonla mücadele için maddi genişleme oranını azaltmak gerekir.

Friedman’a göre, Çoğunlukla hükümetlerin rey maksimizasyon unu sağlayabilmek için uyguladıkları popülist politikalar, Nakit arzı artışına ve halk açıklarına yol açar. Bu açıkların finansmanı için sağlanan vergileri siyasal iktidarlar, toplumda reaksiyona yol açacağı için pek seçenek etmezler. Bunun adına başvurabilecekleri Dahil borçlanma, faizleri arttırırken, emisyon ise enflasyona sebep olur.


YORUMLAR (0)

Göster/Gizle

YORUMUNUZU GÖNDERİN

image secure

image title here

Some title